Hakkında

Dünyanın en masum çocuğu… Sen gerçek miydin? Yoksa rüyalarımızın içine mi girmiştin usulca? Ulaşabilseydim eğer sana, “ne olur uyandırma bizi oğlum” derdim. “Ne olur gitme! Bırak da, senin de içinde olduğun bu güzel rüya devam etsin. Biz de seninle birlikle yüzelim mavi bulutlarda…’ Ama kimse sana ulaşamadan, usulca ayrıldın aramızdan…

Onur Yaser Can… 26 yaşında şirketime mimarlık oğrencisi olarak başvurmuştu. Tesadüf eseri kapıyı ben açtım… Hiç unutmam, sanki gözlerinden içeriye tertemiz, masmavi bir ışık doldu. O güne kadar birçok gençle iş görüşmesi yapmıştım. Gencecik tertemiz insanlardı onlar da. Ama Onur Yaser Can çok farklıydı…

Görüşmemizde.,büyük bir kendine güven ile sorumluluk duygusunun bir araya geldiği, son derece yetenekli bir gençle karşılaşmış olduğumu anlamıştım. İş ile ilgili detaylar, mimari tasarım vs. gibi konularda, son derece mütevazı, aynı zamanda da son derece kendinden emindi. Tasarım (Proje) derslerinin hepsini, çok yüksek notlarla geçmiş, eski uygarlıklara ve doğanın dengelerine duyarlı mekânlar sunan binalar yapmak isteyen bir genç vardı karşımda. iş görüşmemiz süresince anlattığım, ondan talep edilecek tüm görevleri yapabileceğini çok iyi biliyor ve karşısındakine de bu güveni hissettirebiliyordu. O bir öğrenci değil, yetkin bir mimardı. Zaten işe başladıktan 6 ay sonra almıştı ODTÜ’den diplomasını…

Büroda çalışan herkese karşı son derece sevecen, arkadaş ve dosttu. Onur ile birlikteyken herkes sevgi ve güven duygusu ile dolardı. Sekreterimiz ona her fırsatta yemek hazırlar, bir başkası “yağmur yağıyor, ıslanacaksın’ diye şemsiyesini verir, sigara molasında üşümesin diye, balkonda değil, balkona bitişik odada içmesini (güya benden gizli!) sağlarlardı… Ben de görmezdim, duymazdım, kötü bir söz söylemeye, incitmeye kıyamazdım.

Ön tasarım projeleri hazırlanmış olan, 6000 m2’lik bir Genel Müdürlük Binasının, uygulama projelerinin hazırlaması gerekiyordu. Birçok ince detay çözümü ve araştırma gerektiren, kısa bir süre içinde onaylatılması gereken bir projeydi. Görüşmemizin sonunda, projeyi Onur Yaser Can’ a rahatlıkla teslim edebileceğimi anlamıştım. Hiç de yanılmamıştım… Projeyi süratle hazırlarken, haftada birkaç kez fakültede derslere giriyor, bu zamanı telafi etmek için çırpınıyor, projeyi geciktirdiği için ofise yük olma kaygısı taşıyordu. Oysa bilmiyordu ki, onun varlığının birisine yük olması söz konusu bile olamazdı. Hiç unutmam, sanki karşıdakine bir şeyler sorar gibi, ya da bir cevap bekler gibi bakan gözlerinin, bulunduğu mekâna tertemiz bir ışık saçtığını… Onur Yaser Can, her gün zamanında işe yetişir, iş saatleri boyunca da özel hiçbir konunun çalışmasını kesintiye uğratmasına izin vermezdi… Örneğin iş saatlerinde ona telefon eden arkadaşlarına ‘işteyim, çalışıyorum” der, konuşmayı hemen sonlandırırdı. Böyle bir incelik, çalıştığı ortama karşı böyle bir saygı insanlara kurallar konularak öğretilemezdi. Ancak kendisine, diğer insanlara, bulunduğu ortama saygısı olan bir insan bu bilinçle davranabilirdi.

Yağmur kar altında, ya da elinde olmayan başka nedenlerle biraz geciktiğinde, koşar adım büroya dalarken heyecanı, talaşı yüzünden okunurdu. Parkasını asar, geciktiği için kendisine öfkelenmiş olarak doğru masasının başına geçer, hemen çalışmaya başlar ve en önemlisi, 10 dakika içinde inanılmaz bir konsantrasyona ulaşırdı.

Son derece süratli çalışan, projeyi tüm boyutları ile kusursuz bir şekilde görebilen, her değişiklik ve detayı projenin gerekli her noktasına taşıyan, projeyi diğer tüm proje disiplinleri ile iletişim içinde geliştiren, idarenin yeni taleplerini, son derece hızlı ve alternatifli çözümler üreterek yerine getiren bir mimardı… Üç boyutlu tasarım sürecinde binanın iç ve dış estetiğine yaptığı katkılar sonucu, projemiz çok beğenilmişti. Daha fazla bilgiye ihtiyaç duyduğumuz yeni bir detay gündeme geldiğinde, uzun yıllara dayanan deneyimlere sahip bir mimarın yapacağından çok daha hızlı araştırma ve görüşmeler yapar, muhatabının ona, ciddiyetle gereken bilgileri hazırlayıp sunacağı, saygın bir diyalog kurardı.

20 senelik meslek hayatımda birçok mimarla çalışmıştım. Ama bir tek Onur Can a hayran kaldım. Henüz meslekte yeniydi, çok gençti. Birçok sorusu, birçok çözümleyemediği konu olmalıydı. Ama durum hiç de böyle değildi. Bana göre o, adeta bu mesleğin geçmiş deneyimlerini taşıyarak doğmuştu. Çok yetenekliydi… Çok kısa sürede, çok büyük projelere imza atacaktı. Sadece Türkiye’ de değil, dünyanın başka ülkelerinde de… Arada bir karaladığı resimlere, ya da üç boyut çalışmalar yaparken yarattığı alternatiflere hayranlık içinde bakar kalırdık.

Üstlendiği proje tamamlanıp, altına hazırlayan mimarların ismini yazmaya sıra geldiğinde, projeye ismini yazacağımı söyledim. ‘Ben henüz mimar diplomamı almadım, olmaz’ dedi tüm mütevazılığı ile… Ben, hiç değilse ‘projeyi çizen’ bölümüne yazdırdım zorla ismini. Ama Onur için isminin yazılıp yazılmamasının, çok da önemli olmadığını anlamıştım. O, çok büyük, tümüyle onun damgasını taşıyacak projelere atacaktı nasıl olsa imzasını… Yeteneklerinin farkındaydı.

Sihirli bir eldi onun eli. Dünyaya dokunup güzelleştirmek için gelmişti. Dünyayı, herkesi mutlu edecek mavi bir ışıkla doldurmaya gelmişti. Ama gitmek zorunda kaldı… Ardında masmavi bir ateş bıraktı. Bizler ardında bıraktığı o masmavi ateşte yanıyoruz. Biliyorum ki onu tanıma şansı bulanlar, ömür boyu bu ateşte yanma şanssızlığıyla yaşayacaklar.

Hayır, asla canına kıyacağı düşünülemezdi Onur’ un… Bu kadar çok arkadaşı, dostu, seveni olan, insanların onunla sohbet etmeye can attıkları bir genç adamdı. Ofisteki öğlen tatillerinin çoğunda arkadaşları arar, 1 saat görüşebilmek için ofisin yakınındaki bir mekânda Onur’la buluşmayı beklerlerdi. Hemen her paydos zamanı, onu almaya gelen, ofis kapısında sessizlik içinde işini bitirmesini bekleyen arkadaşları olurdu. Ama bana göre en önemlisi, sevilmesi değil, insanları diğer insanlardan üstün kılan, mutluluğun temeli olan, sevebilme yeteneğine sahip olmasıydı. Arkadaşlarına, insanlara duyduğu koşulsuz, yargısız çocuk sevgisi gözlerinden okunurdu. O masmavi, gülen, seven, soran, melankolik, güzel gözlerinden…

Mimarlık diplomasını aldığında, bizim ofiste çalışmaya devam etmesini istedim. Bana, sakin bir deniz şehrinde hem çalışıp hem de master yapmayı planladığını söyledi. İstanbul’a gittiğini duydum sonra… Onu bir daha görmedim. Ve ne acı ki bir daha hiç göremeyeceğim. Onu tanıyan herkes gibi çok özleyeceğim. Sokakta, otobüste, dolmuşta, sık sık gördüğüm; ince, uzun bedenli, kıvırcık saçlı, kirli sakallı, salaş giysili gençlerin hepsine umutla, sevgiyle bakıyorum… Neden bilmiyorum… Bir mucize mi bekliyorum? Yüreğime acılar doluyor… Onu bizlerden ayıran, dünyayı Onur’suz bırakan her şeye lanet ediyorum…

Onur Yaser Can’ın kız kardeşinin, abisinin ardından yazdığı bir şiirle bitirmek istiyorum yazımı.

özgürlük serin maviler donuk şimdi

her yerde yağmur var, her yer sırılsıklam toprak.

canımın yarısı, ilk aşkım, hangi köye uçtun sen

kediler bile ağlıyor ardından, bütün dünyanın sözleri bitik.

beni benden aldılar,

yarım kaldı bir şeyler

eksik.

katsam diyorum bıraktığın kokuları aşkları uçurtmamın ucuna bıraksam göğe, ta diplere…

ne yapsam

seni bir daha öpeceğim güne

o başka köylere selam

 Bu yazı Çağlayan Efendioğlu ÖZ  tarafından sevgi ve saygı ile yazılmış olup TMMOB Ankara Mimarlar Odası Kasım Aralık 2010 Bülteni nde yayınlanmıştır.

Bu site, genç yaşta kaybettiğimiz arkadaşımız Onur Yaser Can’ın hatırasını yaşatmak için kurulmuştur.

Yaser ile ilgili paylaşmak istediğiniz her şeyi, özellikle onunla ilgili anı ve fotoğraflarınızı onuryaserblog@gmail.com adresine ulaştırınız.

24 Yorum

  1. Mustafa Atalay said,

    29/06/2010 19:17

    Başınız sağolsun. ODTÜ THBT’liler adına Sabırlar diliyorum.

    • zeyneb said,

      12/01/2012 13:02

      Titrek Düğüm

      Kulağımda hep o müzik,
      Ankara’nın karanlığında bir gün…
      Her şey olduğu gibi
      Kızılay’da hep o heykel,
      Dostlarım her zamanki yerinde
      Gece ve soğuk…
      Yürüdüm.

      İki cellât uzandı kollarıma.
      Ankara’daki zifirler
      Hülyalı genç tenimde

      Kulağımda hep o müzik
      Zaman ilerledikçe çıkarıldı fazlalıklarım
      Duvar mı soğuk yoksa
      Ruhumu mu kaybettim şimdi

      Bir kaç yabancı el değiyor tenime
      Fakat hissetmiyorum

      Kulağımda hep o müzik
      Sevgilim
      Ankara hep böyle soğuk mu?
      Sabah kahvaltı yapacaktım hani
      Akşamına yine arkadaşlarla buluşup
      Yine o melodiyi fısıldayacaktık.

      Fakat bu yabancı eller ne istiyor tenimden?
      Bu kan benim kanım mı?
      Oysa kalbim atmıyor şimdi.

      Kulaklarımda şimdi katilim müzik
      Bir bebek ağlıyor
      hâlbuki ne uygun bir serenat

      Anladım, Ankara hep soğuk.

      Aynı caddeler
      Hepsi yerli yerinde
      Şimdi ay da yok

      Pencerem,
      İnsanlar hala aynı
      Ben hep çıplak mı kalacağım
      Üşüyorum.

      Elbiselerim nerde sevgilim
      Bu düzenlilik içinde nasıl kaybederim
      Bana ait olanı?

      Daha yirmi sekiz yaşındayım
      Oysa,
      Daha çocuğum bile olmadı.

      Kulağımda hep o müzik
      Haziranın kışı
      Bebeklerim ağlıyor sevgilim
      Kaldırımlar, her zamanki yerinde
      Uçsam şimdi , desem ki;

      Giydirin beni
      Isıtın şimdi içimdeki bu terkedilişliği
      Kaldırımlar, kucak açın bana
      Giydirin insanlığa dair kaybolan tüm biçemleri

      Sıcak, her zaman sıcak…

  2. Feridun said,

    01/07/2010 08:27

    Te got:” ezê barkim welatekî din,
    deryakê din: ezê bajarekî çêtir bibînim
    ji vî bajarî-
    Tê de her hewildanek min bi têkçûnê hatiye sûcdar kirin,
    Dilê min- wek meytekî- hatiye veşartin.
    Ma wê hîn çiqasî derd mejiyê min bi êşan bişewitînin?
    Ez bi ku de dirim, li kîjan aliyî dinerim,
    Kavilên tarî yên jiyana xwe dibînim,
    Min pirr sal xerç kirin û wilo vala li vir rijandin.”

    Tu dê ti welatin nû ji xwe re nebînî, ne deryayin din.
    Dê bajar bide dû te, tu dê di eynî kolanan de herî û werî,
    Di eynî taxan de pîr bibî.
    Porê te dê di eynî xaniyan de sipî bibe, û
    Ko tu bi ku de jî herî, li vir wê rêwîtiya te bi dawî bibe.
    Ji te re tu gemî tunneye û tu kolan-
    Dev ji hêviyê berde. Te jiyana xwe li vî piçikcihî xerç kir,
    wilo te ew li ser zemînê gişî winda kir.

    kavafis/şehir

    • Mevlüt Can said,

      25/04/2011 22:29

      Feridun,

      Ben Onur Yaser’in babasıyım. Hakkında yazan herkesi tanıyorum hemen hemen ama seni tanımıyorum. Kürtçe yazıyorsun. Biliyorum O iyi insanları anlar, onları ayırımsız severdi. Belli ki sen de O’nu sevmişsin. Seninle tanışmak, görüşmek istiyorum. Bana yazar mısın lütfen.

      Sevgilerimle
      Yaser’in Babası Mevlüt

  3. oya said,

    01/07/2010 09:16

    rehma xwedê lê bı

  4. Volkan Işıklı said,

    04/07/2010 21:15

    Onur Yaser Can’ı hiç tanımadım.Gazete de ölüm ilanını görünce adının ve yüzünün güzelliğine acıyı damıtmış bir şiir eşlik ediyordu ve eyvah dedim kendi kendime dünya yine bir iyi insanı daha barındırmamıştı bu yaşamda,bir yürek daha bunca hoyratlığa dayanamamıştı dayanmak istememişti.Güle güle çocuk bütün iyiliğin ve insanlığınla güle güle.

  5. 26/09/2010 14:28

    Genç yaşta kaybedilen bedenler ve canlar biz büyükleri son derece kötü etkilemektedir. O yüzden tanrının sıralı ölüm vermesini diliyorum. Sevgili Onur’u tanımadım ama değerli annesi Hatice ile bir süre YURTKUR da çalıştık ve çok değerli bir annesi vardı. Özellikler ailesine başsağlığı ve sabırlar dilerken sevgili Onur’u da rahmetle ve sevgiyle anıyorum. Ruhun şâd olsun.

  6. dudumaya said,

    11/12/2010 17:47

    çok acı… başınız sağolsun onur yaser’in sevenleri.
    ölümüne sebep olanlara lanet olsun. umarım cezalandırılırlar.

    ışıklar içinde uyu sevgili onur yaser.

  7. nilay said,

    11/12/2010 23:47

    neler yaşamış ki intiharın eşiğine gelmiş… şu saatten sonra Allah sevenlerine güç versin. Yasere de rahmet diliyorum. Eminim ki şu an bizi duyuyor…

  8. gülver (zengin) sarı said,

    07/02/2011 13:27

    allah ailesine güç ve sabır versin.canım arkadaşım keşke hayatta olsaydın da seninle iletişim kurabilseydik senin dertlerini dinleyip biraz da olsa ilaç olsaydık.hayat o kadar kısa ki hiç bir neden cana kıymak için sebep olamaz.allah seni nur içinde yatırsın arkadaşım…

  9. Eray Güleryüz said,

    09/02/2011 09:52

    Yaser’i toplamda 5-6 saat tanıma şansına sahip oldum.Bazı insanlar vardır,etrafına güven verir,sevgi doludur.Yaser de böyle pırıl pırıl bir adamdı.Kalitesi her halinden belliydi.Global bir insandı,dünyada nereye gitse izini bırakabilecek potansiyele sahipti.Ona işkence,hakaret edenler şu yazıları okusalar ne hissederlerdi bilemiyorum..Okumayacaklarını bildiğim için içim düğümleniyor,zor yutkunuyorum..Tüm sevenlerine sabırlar.Toprağı bol olsun!

  10. Ekin said,

    09/02/2011 22:57

    Dün gece rüyamda seni gördüm… Araba kazası yapmıştın, araban alev alıp patladı ama öncesinde sen üstünü başını silkerek indin arabadan; bişeyin yoktu… keşke gerçek olsaydı 😦

  11. yeşim said,

    10/02/2011 14:10

    hem komşum hem de oğlumun arkadaşıdır Yaser.
    bir ahbabım hastane acilinde benden yardım isteyince, uykudaki 7 yaşında kızımı emanet edebileceğim birine müthiş ihtiyaç duymuştum.gece yarısını geçmişti.Yaserin kapısını hafifçe tıklattım.hemen toparlanıp bize geçti.beni rahatlattı.merak etme, zaten erken yatmam, istediğin kadar arkadaşınla ilgilenebilirsin dedi.kızımı gönül rahatlığıyla bırakıp acile koştum.ona acıkırsa dolapta yemek olduğunu da ekledim.3 saat sonra döndüğümde bıraktığım koltuktaydı.elinde kitap biraz uyuklamıştı.teşekkür etmeme bile izin vermeyerek,arkadaşımın durumunu sordu.ertesigün ona bir torba zahter götürdüm.”babysit ücretindir.” demiştim.torbayı açıp derin kokladı ve “hayatta bu kadar güzel bir koku olur mu??”deyişi, miyop camlarının arkasında ışıldayan gözleri,benimle paylaştığı maceraları, sırları..ne diyeyim..Yasercim, filinta oğlum, genç dostum..seni içim titreyerek anıyorum. bu dog eatdog world sana göre değildi..

  12. Şükrü MUTLU said,

    24/06/2011 22:14

    Büyük Ozan Nazım Hikmet’in ölüm yıldönümünde doğmuşsun. Nazım Usta gibi bu ülkeye sevdalı, onurlu bir insan olacağın doğum tarihinle ortaya çıkmış aslında.

    Bir başka usta Ozan Hasan Hüseyin ise “HAZİRAN’DA ÖLMEK ZOR” demez mi?
    Dostları Ozan’a “Haziranda Ölmek Zorda, Temmuz’da, Ağustos’da ölmek kolay mı” diye sormuşlar.
    Ozanımız hepsine “DİLERİM 13. AYDA ÖLÜRSÜNÜZ” demiş.

    Sen, onurlu bir yaşamı savunan, yürekli delikanlı neden Hasan Hüseyin’i dinlemedin, neden 13. AYDA ÖLMEYE KARAR VERMEDİN.

    Seni tanımak isterdim çocuk, Seninle ilgili Nilüfer ne çok şey anlattı.
    Bugün CUMHURİYET GAZETESİ’indeki ilanı okudum ve Nilifer’i aradım onunla seni konuştuk. Annenle konuştum haksızlığa karşı verdikleri mücadelede onlarla olacağıma söz verdim.

    Şükrü MUTLU

  13. Nur said,

    29/06/2011 19:13

    Onur Yaser’in hikayesini yarim saat kadar once ogrendim. Onu tanimiyordum. Ama buradaki fotograflarina baktigimda guzel gulen, guzel yasayan, yapici, yaratici, iyi yetistirilmis saglam bir genc adammis– bunu goruyorum.

    Ailesine, dostlarina sabirlar diliyorum. Umarim hak arayisinizi AIHM’ye goturursunuz.

  14. yusuf said,

    10/07/2011 19:48

    işte onur dediğimiz şey bu.o sığ beyinli polislerin anlamayacağı bir şey bu.

  15. yusuf said,

    10/07/2011 19:58

    bir polis devletinde yaşamanın ağırlığı onurlu insanların omuzlarını sızlatır.solcu isen kürt isen düzmece iftaralar temel atar böyle devletlerde.hafif bir açık bulsalar alsalar merkeze lağım kokulu ağızlarından salyalar bulaşır üzerine.kimi yinede devam eder yalpalaya yalpalaya,kimi zaten hiç görmez artık güneş ışığını kimide yaser gibidir.yaserin onuru gibidir.o onur tanrı katına ulaşacak kadar yüksektir.sevgili yaser kardeşim hala insan olduğumun farkında olduğum için yasındayım.

  16. Muhammed said,

    20/07/2011 09:35

    Yeter be yeter bu kaçıncı polis kurbanı gencecik vatandaşlarımızdan biri ?

  17. 27/07/2011 12:00

    Seni kaldıramadı bu dünya güzellik!
    Yüreğinin saflığını
    Gözlerinde biriken okyanus mavisi denizleri
    Gülüşünden korktu bu dünya…
    rahat uyu güzellik….

    SEN yüreğimde biriktirdiğim mülteci cocuklarımdan biri…

  18. ozgur1318 said,

    22/11/2011 00:35

    merhaba 1 saat once falan ogrendım sevgili Onur Yaser Can’ımızın hikayesini.kendısnı tanımasam da bu sıte aracılıgıyla tanımıs oldum- acınız acımızdır- :(…içim kan agladı .yarın arkadsımla caglayan adliyesıne gelmek ıstıoruz . metrobusle gelcez .sabah 10.00da ana gırıs kapısının orda olmaya calıscaz..Salon nerde falan pek bilgimiz yok ama yaser’ın yakını olan bi arakdasım da gelcekmiş onla irtibat kurcaz…sevgiyle kalın..
    bi alıntıyla bitiriyorum sözleirmi ::
    ————————-
    “Subcommandante Marcos’a sormuşlar…

    “Eşcinsel misiniz?”

    Marcos’tan cevap gecikmemiş. Hem de unutulmayacak bir cevap:

    “Evet, San Francisco sokaklarında bir eşcinsel, Güney Afrika’da bir siyah, Avrupa’da bir Asyalı, gece yarısı metroda yalnız bir kadın, İsrail’de bir Filistinli, Hindistan’da bir Maya, Bosna’da bir pasifist, İspanya’da bir anarşist, Almanya’da bir Yahudi, topraksız bir köylü, mutsuz bir öğrenci, iş bulamayan bir adam,Türkiye de bir Kürt, ama her şeyden önce Chiapas dağlarında bir Zapatista’ yım. Yani ben ÖTEKİ’yim

  19. Anil kosar said,

    24/11/2011 10:39

    Icim okadar acidi ki, kelimeler bunu anlatamaz. Onur Yaser’i tanimiyorum, hicbir sekilde baglantim yok; bugun tesadufen haberini okudum. Aradan bir yil gecmisse de tum ailesine ve sevdiklerine tum yuregimle bassagligi diliyorum. Mekani cennet olsun.

  20. wolfie said,

    24/11/2011 21:08

    ve hep gülümsüyorsun.sen hep gülümserken geride sadece mavi var.sürekli yağmur yağıyor,yağarken bu şarkıdan başka hiçbir şey yok.ve mavi.ve bir umut,belki acı;artık ben de geleyim diyor..

  21. GÖKÇE said,

    28/11/2011 13:03

    Aynı kuşak Ankarasında büyümüş biri olarak Onur’un başına gelen olayları bilmek beni insanlığımdan utandırıyor.Ben bir haftadır içimde bir ateş taşıyorum sanki,çok üzüldüm,kabuslar görüyorum,uyuyamıyorum yaşadığı işkenceleri düşündükçe..Ben böyle iken ailesi ne acılarla sınanıyor kimbilir.Allah sabırlar versin.Suçlular cezasını bulsun.Bu dünyada merhamet görmesinler dilerim.Herkes ile paylaşıyorum manevi destek için.Bundan sonra neyapabilirsek Can ailesine ve Onur’un hak arayışına destek olmak istiyorum.Saygılarımla…

  22. Demet Ersoy said,

    15/05/2012 11:50

    Ah canım oğlum! Ben de seni biraz önce tanıdım! İnternette dolaşırken rast geldim güzel varlığına. Dilerdim ki; yaşadığın kısa süre içinde seninle tanışmış olayım, o güzel mavi gözlerindeki derinliği, yaşam sevinç ve coşkusunu, heyecanı göreyim, seninle bir şeyler paylaşayım, müziğini dinleyeyim!…

    Kısa süre önce tanımama karşın, hemen benliğimin, bir daha hiç unutmayacağım, içim titreyerek, saygı ve sevgiyle anımsayacağım bir parçası oldun. Tıpkı egemen güçlerce gencecik yaşlarında ölümlerine sebebiyet verilen Erdal Eren, Uğur Kaymaz, Rachel Corrie, Deniz Gezmiş ve arkadaşları, Uğur Kantar ve daha niceleri gibi…

    Sevgili ailen seninle ne denli gurur duysa azdır. Kısacık yaşamına sürüyle başarı, güzellik ve sevgi doldurmuşsun. Ne mutlu onlara! Sana yaşamın boyunca mutluluk ve destek veren, adaletin yerini bulması adına, büyük acılarına karşın yılmamacasına savaşım veren aileni senin gibi değerli bir evlat yetiştirdikleri için candan kutluyor, acılarını derinden paylaşıyorum.

    Hep ışıklı, hep ışıkla kal…


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: