22 Subat duyurusu

DUYURU

19 Şubat 2012

112 Acil ekibinin Oğlumuzun bulunduğu olay yerine  geç geldiği ve ilk müdahale işlemlerini zamanında yapmadıkları, Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanelerinde Oğlumuzun durumunun  gerektirdiği şekilde hızlı ve öncelikli işlem yapılmaması sonucunda ONUR YASER CAN’IMIZIN  ölümüne sebebiyet vermiş olmaları nedeni ile, 5 Doktor ve 4 sağlıkçı  olmak üzere 9 sağlık çalışanı hakkında “görevlerini ihmal (taksir) ile bir kişinin ölümüne neden olma” suçundan haklarında dava açılmış bulunmaktadır.

Söz konusu davada yargılama ve davanın ilk duruşması ÇAĞLAYAN ADLİYESİ İSTANBUL 5. ASLİYE CEZA MAHKEMESİNDE 22 ŞUBAT 2012 SAAT 09:30’DA YAPILACAKTIR.

ONUR YASER’İMİZİN ve  bizim dostlarımızı,  duruşmaya katılarak oğlumuzun mücadelesine  ve bize destek olmaları için , 22 ŞUBAT 2012, ÇARŞAMBA SABAHI SAAT 09:15’DE,  5. ASLİYE CEZA MAHKEMESİNİN ÖNÜNDE BEKLİYOR OLACAĞIZ.

 

ANNESİ: HATİCE CAN

BABASI: MEVLÜT CAN

TANIĞIZ

Onur Yaser, 1982 Ankara doğumlu. Müzisyen, ressam, dalgıç ve ODTÜ mezunu bir mimardı. 2 Haziran 2010 tarihinde İstanbul’da narkotik polislerin CMK 250. madde kapsamında yaptıkları teknik takibe takıldı.ve  esrar  satın aldığı gerekçesiyle.yakalandı. Bizleri tarifsiz acılar içinde bırakan süreç böyle başladı. Yasal zorunluluğa rağmen, yakalandığı ailesine bildirilmedi. Giriş doktor raporu alınmadı. İfadesi savunma avukatı olmadan alındı. Savcının gözaltında tutma kararı olmamasına rağmen, yasadışı bir şekilde nezarette tutuldu, çırılçıplak soyuldu, cinsel tacize maruz bırakıldı, acı içinde bağıran insan sesleri dinletildi, tokatlandı, hakarete uğradı. Polislerin isteği doğrultusunda ifade vermesi ve muhbirlik dayatıldı. Çıkış Doktor Raporu, Yakalama ve Gözaltına Alma Yönetmeliği ve İstanbul Protokolüne aykırı olarak işkence şüphelisi polislerin huzurunda alındı ve yine hiçbir yasal dayanak olmadan tekrar emniyete götürüldü. İfade ve tutanakların bir kopyası  kendisine verilmedi. Ertesi gün ‘tarih hatası’ sebebiyle tekrar emniyete çağrıldı. İfadesine ve tutanaklara ekler yapıldı, zor ve tehdit yoluyla imzalatıldı. Günlerce teknik ve fiziki takip altında tutuldu. Avukatının dosyaya ulaşması, gizlilik gerekçesiyle engellenmeye çalışıldı. Yine yasal hiçbir gerekçe olmamasına ve hukuk dışı olmasına karşın 3.kez ifadeye çağrıldı. Onur Yaser, 3. Kez ifadeye gideceğini öğrendiği 23 Haziran 2010’da kendini çırılçıplak bir halde evinin penceresinden attı. Ambulansın geç gelmesi, gittiği ilk hastaneden sevk edilmesi ve ikinci hastanede geç müdahale edilmesi sonucunda onu kaybettik. O’nu kaybettikten hemen bir gün sonra 25 Haziran 2010 tarihinde, O’nun öldüğünü bilmelerine rağmen O’nu yakalayan polisler, O’na zorla imzalattırılan sahte belgelerle bağlı oldukları Cumhuriyet Savcısına İddianame düzenlettirerek hakkında dava açılmasını sağladılar.

Bu 21 günlük süreçte Onur’un ürkekleştiğinin, suskunlaştığının, bozulmuş psikolojisinin, tedirginliğinin tanığıyız. Emniyette yaşadıklarını ise kendisinin bıraktığı, yarım kalmış bir nottan biliyoruz. Yine tanığız ki, Ailesi “Neticesi Sebebiyle Ağırlaşmış İşkence, Görevi Kötüye Kullanma, Cinsel Saldırı“ nedenleri ile polisler hakkında suç duyurusunda bulunduğunda sadece Emniyetin giriş çıkışı, banko önleri ve merdivenlerinde bulunan  kameraların, olaydan 1,5 ay sonrasına ait görüntüleri incelendi ve savcılık tarafından takipsizlik kararı verildi. Ailesi avukatları vasıtası ile polisler hakkında verilen takipsizlik kararına itiraz etti. Mahkemenin bu itiraza vereceği cevabı bekliyoruz. Ancak ifadesinin değiştirilmesi sebebiyle iki polis memuru hakkında “Resmi Belgede Sahtecilik” suçlamasıyla dava açıldı. Davanın ikinci duruşması 22 Kasım’ da İstanbul’da görülecek. Acil tıbbi yardım ve müdahale konusunda ise Valiliğin soruşturma açmamaktaki direnme kararına, Ailesi Bölge İdare Mahkemesine avukatları  aracılığı ile itiraz etti. İdari Mahkeme, Ailenin  itirazını kabul ederek, soruşturma izni verilmesine hükmetti ve dosyayı adli yargıya, Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdi.

Bizler bütün bu yaşananlara itiraz ediyoruz. İşkencecilere, koruyucularına, adil ve şeffaf bir hukuki süreci karartanlara, bu oyunu bozacağımızı ve adalet yerini buluncaya kadar bu davaların takipçisi olacağımızı haykırıyoruz. Genç insanların hayatlarına mal olan bu kirli tiyatro karşısında susmak istemeyen herkesi 21 Kasım’ da yapacağımız basın açıklamasına ve sonrasında hep birlikte İstanbul’daki duruşmaya katılmaya davet ediyoruz.

İnsanlık onuru için,

Onur’umuz için,

Adalet için.

22 KASIM DUYURUSU

Kamuoyuna..

Onur Yaser, 1982 Ankara doğumlu. Müzisyen, ressam, dalgıç ve ODTÜ mezunu bir mimardı. 2 Haziran 2010 tarihinde İstanbul’da narkotik polislerin CMK 250. madde kapsamında yaptıkları teknik takibe takıldı.ve  esrar  satın aldığı gerekçesiyle.yakalandı. Bizleri tarifsiz acılar içinde bırakan süreç böyle başladı. Yasal zorunluluğa rağmen, yakalandığı ailesine bildirilmedi. Giriş doktor raporu alınmadı. İfadesi savunma avukatı olmadan alındı. Savcının gözaltında tutma kararı olmamasına rağmen, yasadışı bir şekilde nezarette tutuldu, çırılçıplak soyuldu, cinsel tacize maruz bırakıldı, acı içinde bağıran insan sesleri dinletildi, tokatlandı, hakarete uğradı. Polislerin isteği doğrultusunda ifade vermesi ve muhbirlik dayatıldı. Çıkış Doktor Raporu, Yakalama ve Gözaltına Alma Yönetmeliği ve İstanbul Protokolüne aykırı olarak işkence şüphelisi polislerin huzurunda alındı ve yine hiçbir yasal dayanak olmadan tekrar emniyete götürüldü. İfade ve tutanakların bir kopyası  kendisine verilmedi. Ertesi gün ‘tarih hatası’ sebebiyle tekrar emniyete çağrıldı. İfadesine ve tutanaklara ekler yapıldı, zor ve tehdit yoluyla imzalatıldı. Günlerce teknik ve fiziki takip altında tutuldu. Avukatının dosyaya ulaşması, gizlilik gerekçesiyle engellenmeye çalışıldı. Yine yasal hiçbir gerekçe olmamasına ve hukuk dışı olmasına karşın 3.kez ifadeye çağrıldı. Onur Yaser, 3. Kez ifadeye gideceğini öğrendiği 23 Haziran 2010’da kendini çırılçıplak bir halde evinin penceresinden attı. Ambulansın geç gelmesi, gittiği ilk hastaneden sevk edilmesi ve ikinci hastanede geç müdahale edilmesi sonucunda onu kaybettik. O’nu kaybettikten hemen bir gün sonra 25 Haziran 2010 tarihinde, O’nun öldüğünü bilmelerine rağmen O’nu yakalayan polisler, O’na zorla imzalattırılan sahte belgelerle bağlı oldukları Cumhuriyet Savcısına İddianame düzenlettirerek hakkında dava açılmasını sağladılar.

Bu 21 günlük süreçte Onur’un ürkekleştiğinin, suskunlaştığının, bozulmuş psikolojisinin, tedirginliğinin tanığıyız. Emniyette yaşadıklarını ise kendisinin bıraktığı, yarım kalmış bir nottan biliyoruz. Yine tanığız ki, Ailesi “Neticesi Sebebiyle Ağırlaşmış İşkence, Görevi Kötüye Kullanma, Cinsel Saldırı“ nedenleri ile polisler hakkında suç duyurusunda bulunduğunda sadece Emniyetin giriş çıkışı, banko önleri ve merdivenlerinde bulunan  kameraların, olaydan 1,5 ay sonrasına ait görüntüleri incelendi ve savcılık tarafından takipsizlik kararı verildi. Ailesi avukatları vasıtası ile polisler hakkında verilen takipsizlik kararına itiraz etti. Mahkemenin bu itiraza vereceği cevabı bekliyoruz. Ancak ifadesinin değiştirilmesi sebebiyle iki polis memuru hakkında “Resmi Belgede Sahtecilik” suçlamasıyla dava açıldı. Davanın ikinci duruşması 22 Kasım’ da İstanbul’da görülecek. Acil tıbbi yardım ve müdahale konusunda ise Valiliğin soruşturma açmamaktaki direnme kararına, Ailesi Bölge İdare Mahkemesine avukatları  aracılığı ile itiraz etti. İdari Mahkeme, Ailenin  itirazını kabul ederek, soruşturma izni verilmesine hükmetti ve dosyayı adli yargıya, Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdi.

Bizler bütün bu yaşananlara itiraz ediyoruz. İşkencecilere, koruyucularına, adil ve şeffaf bir hukuki süreci karartanlara, bu oyunu bozacağımızı ve adalet yerini buluncaya kadar bu davaların takipçisi olacağımızı haykırıyoruz. Genç insanların hayatlarına mal olan bu kirli tiyatro karşısında susmak istemeyen herkesi 21 Kasım’ da yapacağımız basın açıklamasına ve sonrasında hep birlikte İstanbul’daki duruşmaya katılmaya davet ediyoruz.

İnsanlık onuru için,

Onur’umuz için,

Adalet için.

O saf çocuk kalbini hiç kaybetmedi

Sunay Erdem den mesaj

Merhaba,
Yaser bizimle Mevlana Üniversitesi projesini tasarladı ve çizdi.
Konya’da arazi gezmesi sırasında çekilmiş bir foto. Sanırım 1 Ocak 2009..
Yakında mansiyon kazandığımız bir yarışmada Yaser’i danışman yazdım. Bütün yaptığımız yarışmalarda danışman yazıyorum. Çünkü ona hala danışıyorum…
O nice başarılara imza atacaktı…
http://www.arkitera.com/haber/index/detay/antalya-kaleici-yonlendirme-tabelalari-ulusal-tasarim-yarismasi-sonuclandi!%09%09%09-/1074
http://www.yapi.com.tr/Yarismalar/antalya-kaleici-yonlendirme-tabelalari-ulusal-tasarim-yarismasinin-sonuclari-aciklandi_88086.html

15 temmuz 2011

Sonucu itibariyle agirlastırılmıs iskence,cinsel istismar,kotu muamele konusunda suç duyurusunda bulunuldu. Savci bu konuda polislere takipsizlik kararı verdi. Ama savcı aynı kararda 2 polis memuru hakkında resmi evrakta sahtecilik sucundan 6. Agir Ceza Mahkemesi’ne dava acildi. Takipsizlige Agir Ceza Mahkemesi’ne Yaser’in ailesi avukatları aracılıgıyla itiraz etti. Mahkemenin kararı bekleniyor. Yarınki dava resmi belgede sahtecilik sucundan gorulecek davanın ilk durusmasıdır.Yarın sonuna kadar bu isin pesinde olacagımızı gosterelim. Katılabılen herkesi bekliyor Yaser’in ailesi. Yaser bizi yarın bekliyor.
saat 11 de sultanahmet adliyesinde

24 Haziran 2011

Hasretimin içinden sesleniyorum sana,

durmadan beni sürükleyen dalgaların içinden,

ortasından yani

derya denizin.

en çok ta gülüşüne,

müzikli kahvaltı keyfimize,

gitarın tozunda bıraktığın tatlı düşe,

annemin dip odada suskun kalan,

senin muhabbetini sevdiğin

o herşeyi bilen, herşeyi duyan saza..

bana öğrettiğin, beni ben yapan her şeye,

yani kısacası

bitmemiş, hiç bitmeyecek olan sevdamıza sesleniyorum.

Sen öyle büyüdün, çoğaldın ki bizde,

içimizde senden taşıdığımız her yaşam kırıntısı,

nehir olup taşıyorlar,

kelam olup saçıyorlar kendilerini.

Sen öyle taştın ki yüreğinden bize,

gönlümüz dağ olup aştı ovaları, yolları

seyredaldı göçmen kuşları.

 

 

göç ettik biz de seninle,

memleketten öteye,

nehrin alıp götürdüğü bilinmez denizlere

o sonu gelmez renklere

güneşten toprağa yankıyan

 

 

sen türkü oldun bizde,

boğazımızda,

durmadan,

uğul uğul ötelere ağlayan,

sözsüz,sazsız

ama dilden dile akan

dipdiri, capcanlı bi türkü.

 

 

Sen yeniden doğdun,her gün doğdun bize

sesimizde

suskunluğumuzda,

haziranın devrime gebe sıcağında.

 

 

Seni bu dünyaya çok görenler,

gözlerinin aşık mavisine kıyanlar

haziranı senden, bizden çalanlar

bu hasretin çığından korksunlar,

korksunlar çünkü

seni bizden ayıramadılar,

hiçbir zaman hiçbir yerde ayıramayacaklar!

iyi ki doğdun abim

karderşin ezgoş

CANIMIZ OĞLUMUZA, CANIM AĞABEYİME

KENDİMİZ VE O’NU YÜREĞİNDE, GÖNLÜNDE ACIYLA, HASRETLE, AŞKLA, SEVGİYLE, DOSTLUKLA TAŞIYANLAR ADINA SESLENİYORUZ!!!! 

3 HAZİRAN1982-……………………….

Mimar; Müzisyen, Ressam, Heykel Yapan, Sualtı Sporcusu,

CANIMIZ OĞLUMUZ

ONUR YASER CAN’IMIZA

3 Haziran 1982 perşembe günü, saat 12:30 senin doğum günün. O gün masmavi gözlerinle, Dünyanın bütün denizlerini, gökyüzünü kucağımıza taşımıştın. Evimizin neşesi olmuş, böylesi güzel bir bebeğin anası-babası olabilme mutluluğunu getirmiştin bize. Kısacık ömrün boyunca bizi eşi bulunmaz değerde bir oğulla yaşattın.

Boyun eğmediğin, dik durduğun için; 24 Haziran 2010 Perşembe günü saat 02:05’te yitirdik seni. Anılarınla, evlat ve kardeş acısı içinde, sensiz geçirdiğimiz 1. yılımız doldu. ACIN, HASRETİN, sen gideli beri yarım kalan yüreğimizde, yaşadığımız her gün çığ gibi büyüyor. Hazirandı geldin neşe, aşk ve sevda içine. Hazirandı; yaşamanın her zerresini ölesiye aşkla seven sen, daha gencecik bir FİDANKEN, nice güzellikleri, sevdaları yaşamaya, nice eşi bulunmaz eserler yaratmaya gebeyken tam; yaşamdan, hayatından koparıldın!!!

Anacım dediğinde, babam dediğinde, kardeşcim dediğinde yüzünde güller açan, dilinde güller biten, ONURLU oğlumuz, YİĞİT oğlumuz,  DOST oğlumuz, İNSAN oğlumuz,  YOKSULUN, MAĞDURUN, DARA DÜŞENİN HER ZAMAN BÜTÜN BENLİĞİ İLE YANINDA, ARKASINDA OLAN oğlumuz, bizi varoluşu ve yaşamdaki duruşu ile her zaman gururlandıran, ONUR’landıran CİVAN oğlumuz, seni çok ama pek çok seviyoruz.

Yaşama hakkını ihlal edenlerden hakkını mutlaka alman için; hak mücadeleni, adalet arama mücadeleni sürdürüyoruz, sürdüreceğiz.

Sana kavuşacağımız güne kadar rahat uyu, yalnız değilsin, seninleyiz….

Anan, baban, kardeşin, akrabaların, sevdiceğin, dostların, senin sevdiğin, seni seven herkes.

HATİCE-MEVLÜT CAN

ONUR YASER CANIMIZ’IN, KARDEŞİNİN ŞİİRİ İLE ANNE VE BABASININ YAZISI 24 HAZİRAN 2011 TARİHİNDE CUMHURİYET GAZETESİ VE BirGÜN GAZETESİ TÜRKİYE BASKILARINDA YANYANA KONULARAK ANMA İLANI OLARAK YAYIMLANMIŞTIR.

Dijital Resim Sanatçısı Demirhan OCAK tarafından çalışılıp yaratılmıştır

Memur bey,

Sadece bir dakika adam gibi beni dinler ve anlarsaniz,SADECE HAYATIMA devam etmek istiyorum..

lan memur bey beni duyuyor musunuz?

Merhaba ……..,
Onur’unuzu bir internet haber sitesinde gördüm…
Fotograflarina baktigimda; sanki kendisiyle sicak bir yaz gecesi bir arkadas ortaminda cümbür cemaat sise bira icip ipe sapa gelmez abuklular yaparmisiz gibime geldi…
yok olmadi memleketin gidisati hakkinda saglam analizler de yaparmisiz gibime geldi….. ve nice seyler gibi gibime geldi durdu…

Hic geregi yokken memlekette bolca bulunan bazi üniformali veya üniformasızlar olmasaydi ben hic geregi yokken Onur’unuzun adini sanini duymayacaktim…

Onur’unuzun bu sabah hic geregi yokken fotografiyla ilgilendim…. “http://www.demirhan.name/onury​ asercan/onuryasercan.html
beni hic tanimadigim güzel insanlarin hikayelerini okuyup, fotograflarini görmem… O insanlarin ailelerinin zenginliklerinden  “Yaser”den mahrum kaldiklarini düsündükce tarifi imkansiz acilara gark oluyorum ve hic geregi yok iken oluyorum…..

Dijital resim sanatcisi
Demirhan Ocak
Böblingen/Almanya

3 Haziran 2011 baraka

« Daha eski yazılar

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.

Join 70 other followers